Sene geçen sene… Kahire… Savaşın en civcivli zamanları. Ben, Churchill ve Franklin Roosevelt tartışıyoruz. Stalin daha piyasada yok. Birden İsmet Paşa beliriyor.

Şaka bir yana, aslında hep böyle anılarım olsun istemişimdir. Tarihe tanıklık eden adam tadında. Ama hazır geçen sene demişken devamını getireyim onun. Geçen sene Christopher Nolan’ın 2.Dünya Savaşı hakkında bir film yapacağı dedikodusu yayıldı. Sinemaseverler için bulunmaz bir nimet. Kendi açımdan da oldum olası 2.Dünya Savaşı temalı filmleri ve oyunları sevmişimdir. Piyanist filminin de büyük etkisi olabilir tabi bunda. Konu dışında yönetmenin ismi de büyük bir beklenti yarattı tabi bende. Sonuçta Nolan geçmişteki işleriyle kendi standartını yaratan çok özel bir yönetmen. Sinemaya özel ilgisi olmayan ya da sinemayla işi olmayan insanlar genelde yönetmenmiş, senaristmiş ya da yapımcıymış pek ilgilenmezler. Oyuncular ( başrol ve kaliteli yan karakterler ) dışında isimleri tanımazlar. Bazı yönetmenler ise elde ettikleri başarılarıyla bu genellemeyi bozdular. Christopher Nolan da bunlardan birisi.

Nolan’ı ve konuyu yeterince övdüğüme göre filme geçebilirim. Son zamanlarda çıkan birçok film gibi Dunkirk de gerçek bir hikayeye dayanmaktadır. Fransa’nın ucunda bulunan bu yerleşim yerine sıkışan müttefik ( İngiliz ve Fransız )askerlerinin kurtarılması için yapılan operasyonu anlatıyor bize. Askerlerin ( özellikle İngilizler’in ) evleriyle arasında yalnızca Manş Denizi’nin bulunması, evlerine bu kadar yakınken aynı zamanda uzak olmaları izleyiciyi ( en azından beni ) geren bir unsur. Kapalı hava ve savaşın kasveti tüm filme yayılmış bulunmakta. Film boyunca ben de o askerlerle kurtarılmayı bekledim desem yeridir.

Siz bakmayın yine en iyisi havacı olmak.

Film üç farklı sahne ve zaman diliminde geçen anların birleşiminden oluşmakta. Kara sahneleri bir haftalık, deniz sahneleri bir günlük ve hava sahneleri de bir saatlik bir zaman dilimini oluşturmakta. Bu sahneler oldukça kaliteli bir şekilde olay örgüsünü oluşturmuş. Olay örgüsü dediğime bakmayın çünkü film pek film gibi değil. Belgesele benzerken aynı zamanda güvenlik kamerası kayıtlarından da oluşuyor gibi. Filmin başından itibaren kendimi orada askerlerle bir arada hissettim. ( Yakın zamanda askere gidecek olmamın bununla bir alakası yok tabi.) Kurşun ve çatışma sesleri beni gerim gerim gerdi. Gittikçe artan temposu ve yaşanan felaketler silsilesi de başlarda üzücü gelen ölümü fazlasıyla normalleştirdi. Ölümün normalleşmesi bana fazla korkutucu geldi bu arada. Yazının burasından sonra yapacağım eklemelerin spoiler vermesinden çekindiğim için yazıma burada son vermek istiyorum. 2.Dünya Savaşı, Christopher Nolan ve farklı bir şeyler izleyeyim diyorsanız kaçırmayın. Ancak klasik filmlerde olduğu gibi bir olay örgüsü ya da özdeşleşilecek karakterler bekliyorsanız gitmeyin. Sonuçta gidip gitmemeniz beni etkilemeyecek. En fazla film hakkında bir şeyler konuşuruz. Nedir yani? Kendinize çok iyi bakıyosunuz, çok öpüyosunuz.

Bir Cevap Yazın