Recep İvedik’in son filminin vizyona girdiği gün Martin Scorcese’in yönettiği Sessizlik filmi de vizyona girecekti ancak ertelendi. Fragmanında Son Samuray havası sezdiğim için izlemek istiyordum. Uzak Doğu ülkelerini her zaman ilgi çekici bulmuşumdur. Özellikle de Japonya’yı. Film de 17.yüzyıl Japonyası’nda geçtiği için bende izlenmesi gerekenler listesine ismini yazdırdı.

Fazla sulandırmadan konuya gireyim. Yönetmen dediğim gibi Scorcese. Oyuncular ise Liam Neeson ve Andrew Garfield. Diğerlerini tanımıyorum, bu konudaki cehaletimi mazur görün. Her neyse bir filmi yorumlamadan önce tarihsel arka planına özellikle bakmak gerektiğini düşünüyorum. Film Otuz Yıl Savaşları döneminde geçiyor. Filmde bunu hissetmiyorsunuz ancak Avrupa’da mezhep savaşları sürerken Katolik Kilisesi de boş durmayarak Uzak Doğu’ya misyonerler gönderiyor. Gönderdiği misyonerler filmin konusunu oluşturuyor.

Portekiz asıllı iki Cizvit Rahibi Rodrigues ( Andrew Garfield ) ve Garupe ( Adam Driver ) kendilerinden önce Japonya’ya gönderilen ve haber alınamayan rahip Ferreira’yı ( Liam Neeson ) bulmaya gönüllü olurlar. Amaçları hem rahibi bulmak hem de dinlerini yaymaktır.

Japonya rahipleri pek hoş karşılamaz. Yerel yöneticiler Hristiyanlığın zararlı ve işe yaramaz olduğunu düşünmektedir. İnsanların, özellikle de yoksul köylülerin bu yeni inancı benimsemelerini istemezler ve bir zamanlar Roma İmparatorluğu’nun ilk Hristiyanlar’a yaptığı gibi kötü davranırlar. Yani kötü davranırlar derken öldürürler demek istiyorum. Rahiplerin inançları fazla, idealleri de yüksek olduğu için Japonlar rahiplerden dinlerini inkar etmelerini isterler. Rahipler ise Japonya’da bulunan yalnızca iki Hristiyan din adamı oldukları için buna pek yanaşmazlar.

Filmin fragmanını izlediğim zaman biyografik bir dönem filmi olduğunu düşündüm. Filmi izlerken bana daha psikolojik bir süreçmiş gibi geldi. Tarih soslu olmasına rağmen karakterlerin ruh halleri dönemden daha ön plana çıkartılmış. Bunun dışında film hakkında söyleyebileceğim iki şey var. Birincisi film gerçekten uzun ve ağır bir tempoya sahip. Bilet paranızı fazlasıyla karşılıyor filmin uzunluğu. Bir diğeri ise yağmurlu ve kapalı bir atmosfere sahip olması sizi bayabilir. Bütün bunlar dışında vizyondaki diğer filmlere kıyasla en izlenilesi film olduğunu söyleyebilirim.

4 YORUMLAR

  1. Scorcese’in filmleri gayet kalitelidir fakat bir konuda görüşlerinizi merak ediyorum. Acaba Andrew Garfield rolünün hakkını verebilmiş mi? Kendisini bu role pek yakıştıramıyorum nedense biraz soğuğum kendisine 🙂

    • Oynadığı rol çok münzevi. Dünyadan kendisini o kadar soyutlamış ki neredeyse konuşmayacak. Kendisi normalde bana da itici gelmesine rağmen rolün üstesinden gelmiş. 🙂

  2. Bu filmi izledim ve inanılmaz derecede beğendim. Fakat ne yazık ki ülkemizde bu gibi filmlerin önüne saçma sapan filmler çıkıyor.

Bir Cevap Yazın