“Tanrılara ölüm! Tanrılara ölüm!” Atina’nın geniş agorasında toplanan bunca insan bir bütün olarak böyle haykırıyordu. Asırlardır böylesi ne duyulmuş ne de görülmüştü. Asırlardır diyorum çünkü şehir kurulduğu zaman tanrıça Athena şehri yeşertmek için beni buraya dikmiş, yeni gelenler de etrafıma yerleşmeye başlamıştı. Sokrates yargılandığında da buradaydım, Peloponez Savaşları olduğunda da… Şehirden büyük olduğumu rahatlıkla söyleyebilirim.

Şafakla birlikte şehrin sakinleri burada toplanmaya başlamış, onlara diğer şehir devletlerinden gelen temsil heyetleri de dahil olmaya başlamıştı. Burada alınacak kararlar herkesi etkileyecek olsa da sadece yetişkin erkekler  söz sahibiydi.  Hepsi konuşuyor ancak kimse dinlemiyordu. Kimi zaman karşısındakiyle aynı şeyi söylemelerine rağmen tartışanlar oluyordu.

Kalabalık gittikçe artan tartışmalarına bir el hareketiyle ara vermek zorunda kaldı. Kendisine Prometheus’un Yoldaşları diyen bir tarikatın lideriydi elin sahibi. Keçi sakalı hınzır tanrı Pan’ı andırsa da gayet ciddi duruyordu. Üzerinden çok güçlü bir nefret yayılıyordu. Yıllarca yeraltında insanları kendisini takip etmeleri için ikna etmişti. Bunca emeğinin sonunda birbiriyle hiçbir zaman iyi geçinemeyen Atina ve Sparta’yı bile ortak düşmana karşı bir araya getirmiş belki de tüm şehir devletlerinin oluşturacağı birleşik krallığın tohumlarını atmıştı. Kalabalık etrafında çember oluşturmuş, o ise kaldırdığı eli henüz indirmemişti. Etrafına attığı sert bakışlar insanların yüzlerine utanç olarak yansıyordu. Elini indirdi sonunda.

“ Olimpos’un Efendileri bize hiçbir zaman adil davranmadılar! Tüm işleri bizim yapmamıza rağmen kendilerini efendimiz olarak görüyorlar! Bu zamana kadar bir tanrının bizi cezalandırmak dışında ne yaptığını söyleyin bana? Bizim faydamıza ne olacaksa hep engel olmadılar mı? Prometheus bize ateşi getirdiğinde ödülü sonsuza kadar bir kayaya zincirlenip işkence görmek olmadı mı? En ufak hatamızda bize en ağır cezaları veriyorlar. Söz konusu kendileri olduğu zaman oralı olmuyorlar. Poseidon zavallı Medusa’ya Athena’nın tapınağında tecavüz edince ne oldu ha? Sorarım sizlere. Zavallı kızı yaratığa dönüştüren Athena Poseidon’a kızamadı bile.”

Konuşması kalabalığın çılgın alkışları ve “ Tanrılara ölüm! ” haykırışlarıyla kesildi. Öksürdükten sonra tekrar elini kaldırdı. Meydan büyük bir sessizliğe boğuldu. Elini indirdi tekrar.

“ Onlara bunca gösterişli tapınaklar yaptık. Yiyemediğimiz hayvanları, içemediğimiz şarapları onlara sunduk. İltifatlara boğduk onları sürekli. Karşılığında ne gördük?  Olimposlular efendilerimiz değil, kesip atacağımız kamburumuzdur! Bize muhtaçlar, ibadetimize muhtaçlar! Şu andan itibaren onları tanımıyorum. Bakalım biz olmadan nereye kadar gidecekler. Benimle misiniz? ”

 

Kalabalık ellerini yumruk yaparak göğe kaldırdı.

“ Seninleyiz!”

“ Benimle misiniz?”

“ Seninleyiz!”

“ Benimle misiniz?”

“ Seninleyiz!”

“ O halde hepsini öldürelim! Bırakın ibadeti, yakın yıkın tapınaklarını!”

 

Genç bir kütüphaneci söz istedi. Coşmaya hazırlanan kalabalık sustu.

“ Tapınaklar binbir zahmetle yapıldılar. Üzerinde birçok insanın teri ve kanı var. Kimsesizler tapınaklara sığınır, hastalar oralarda şifa bulurlar. Bırakın yıkmayın oraları. Tanrıların adına şifa dağıtanlar artık kendileri adına dağıtsın. ”

Çevredekiler kütüphaneciye hak verircesine mırıldanmaya başladılar. Liderin de aklına yatmış olmalıydı. Tapınaklara dokunmamalarını söyleyerek savaşı başlattı.

İnsanların ibadet etmeyi, tanrılara kurban sunmayı ve tanrıları şımartmayı bırakmaları tanrıların umruna gitmediler. Başlarda gülüp geçtiler bu duruma. Zamanla güçleri zayıflamaya başlayınca durumun ciddiyetinin farkına vardılar. Ölümlüler kim oluyorlardı da onlara baş kaldırabiliyorlardı? İnsanlara daha fazla acı çektirmeye karar vererek üzerlerine salgın, doğal afet saldılar. Hatta Ares kendisini takip eden yarı tanrılarla birlikte bir ordu kurup insanlara saldırdı. Yaptıkları tüm bu kötülükler insanların daha fazla kenetlenmesine, daha güçlü bir şekilde karşı koymasına sebep oluyordu. İnsanların kurdukları ordu Ares’i mağlup etti. Kafasını kesip Olimpos’a yollayıp gözdağı verdiler. İnananlarının onları terk etmesi tanrıları zavallı bir duruma düşürmüştü.

Beklenen gerçekleşmiş tanrılar yenilmişlerdi. Asırlar önce babaları titanlara yaşattıklarını kendileri yaşıyorlardı artık. Tüm güçlerini son defa bir araya getirerek Olimpos Dağı’nı dünyaya bağlayan geçitleri yok ettiler. Demirci Tanrı Heptaisos geçitler kapanmadan yaptığı son kılıcı dünyaya savurdu. Niyetini kimse anlayamadı. Kılıcı bir kere görme şansına eriştim. Tanrıları ortadan kaldıran bu tarikatın son liderini idam eden Büyük İskender’in elinde.

2 YORUMLAR

  1. ilginç bir konu üzerine yazılar görüyorum bir vikings hayranı olarak hoşuma çok gidiyor.Bundan sonra takip edeceğim bir site

Bir Cevap Yazın