Nereden başlasam, nasıl anlatsam bilmiyorum. Bir yerden başlayacak olursam her şey hocamın beni yazmaya teşvik etmesiyle başladı. Ne var bunda canım? diyebilirsiniz. Ben de bir şey olmadığını düşünüyordum ilk hikayemi yazana kadar.

İlk defa hikaye yazanların amatörlüğü bende olmadı nedense. Bir sokak köpeğinin açlıktan delirip kendisini yiyerek tükenmesi hakkındaydı yazım. Kullandığım kelimeler duyguları tam olarak yansıtmış, okuyanları kendisini köpekle özdeşleştirmesini sağlamıştı. Çevremden hikayem hakkında aldığım olumlu eleştiriler beni çok mutlu etse de, hikayedeki trajik olaya benzer bir haber keyfimi kaçırmıştı. Başlarda umursamadım. Olamaz mıydı yani, sadece benim yazdığım köpek mi kendisini yiyerek tüketebilirdi? İçimde çok hafif bir kuşkuyla birlikte üzerinde durmamaya karar verdim. Zaten evden çıktığım yoktu, arayan soranım da…

Keyfimin yerinde olduğu bir gün tekrar bir şeyler yazmaya koyuldum. Devlet bankasını soyan çocuk çetesiyle ilgili bir öyküydü. Normal bir bankayı soymaya çalışsalar klişe olabilir diye soyması neredeyse imkansız olan devlet bankasını soydurmuştum. İlk öykümün aksine duygular değil olaylar öne çıkmıştı, yine de beğenildi. Her insan gibi benim de gururum okşanmıştı doğal olarak. Haber sitelerinde gezinirken büyük puntolarla yazılmış, yanarlı dönerli bir arkaplana sahip bir başlık gördüm. Devlet bankasının çocuklar tarafından soyulduğu, çocukların banka güvenliğini öldürüp kayıplara kaçtığı hakkında. Filmlerde, dizilerde gördüğümüz zaman yapmacık gelen o içtiğin şeyi püskürtme sahnesini ilk defa yaşamıştım. Böyle bir şey olamaz, olmamalı! Ama olmuştu işte. Yazdığım bir şey gerçekleşmişti yine.

Bütün bunları zihnimin küçük bir oyunu olduğunu düşünerek yeni öyküler yazmaya devam ettim. Sırf gerçekleşemesin diye ancak dandik internet sitelerinde sırf ziyaretçi çekmek adına yazılan asparagas içerikler gibi öyküler yazıyordum. Yazdığım tüm öyküler kötü  bir şekilde gerçekleşiyordu yine de. Bunun çok çılgınca geldiğini biliyordum ama yazdıklarımın gerçekleştiğine inanmaya başladım gitgide. Bu yüzden iyi şeyler yazmaya başladım. Kök hücre gelişimiyle ilgili neredeyse makale sayılabilecek bir hikaye yazıyordum yapılan keşif yeni bir hastalık yayıyordu. Töre cinayetlerinin bittiği, kadınların erkeklerle eşit olduğu öyküler yazıyordum bu sefer kadınlar silahlanıp erkeklere saldırıyorlar, öykülerim yüzünden toplumsal kırılmalar yaşanıyordu.

Gittikçe umutsuzluğa kapılmaya başlamıştım. Kalemim sayesinde çevremde sevilmeye, kendimi döndürecek kadar bir şeyler kazanmaya başlamıştım. Hocama öykülerimin gerçekleşmeye başladığını söylediğimde kuruntuya kapıldığımı, böyle bir şeyin olmadığını, yaşanılanlardan kesinlikle kendimi sorumlu tutmamamı söyledi. Yaşanılanlar benim suçum değilse neden geceleri rahat uyuyamıyor, sürekli vicdanımla hesaplaşıyordum? Günler geçtikçe zihnimin mum gibi erimesi normal miydi? En azından zamanı geri alabilseydim. Bununla ilgili bir öykü yazmaya cesaret edemiyordum açıkçası. Bu şeyi sonlandırmam gerekiyor, intihar etmeye de cesaret edemiyordum. Sonunda bir öykü yazdım hızlı ve kesin bir ölüm yaşadığım ve beklemeye başladım…

“ Sayın seyirciler İzmir’den bir cinayet haberiyle karşınızdayız. Genç yazar Işık Kuda evinde ölü bulundu. Cinayet Büro Ekipleri tarafından yapılan araştırmalar sonucunda genç yazarın katil zanlısının yakınlarından H.Ö. olduğu saptandı. Gözaltında her şeyi itiraf eden H.Ö. – Ne olduğunu hatırlayamıyorum. Her şey çok hızlı gerçekleşti. Onu yazmaya ben teşvik etmiştim böyle olsun istemezdim. dedi. Sıradaki haber ise Ankara’dan…”

Bir Cevap Yazın